18 Şubat 2011 Cuma

Nişasta Bazlı Şeker


Haberoku.net adlı bir sitede okuduğum haberde;

Akdağ, cinsine bağlı olmaksızın şekerin fazlasının herkese zararlı olduğunu vurgulayarak, "Bu ana gerçek ortada dururken, bu tarz tartışmalar bu gerçeğin gözden kaçırılmasına yol açabiliyor" diye konuştu.

Kansere yol açan sebepler tartışılacaksa, her gün ele alınması gereken hususun sigara olduğunu söyleyen Akdağ, "Ancak bazen yan konular ön plana çıkıyor ve halkın kafası karışıyor" şeklinde konuştu.

Bu konunun bilimsel heyetler dışında tartışılmasının da doğru olmadığını aktaran Akdağ, "Her önüne çıkanın uzmanmış gibi açıklamalar yapması doğru değil. Özgür bir ülkedeyiz, herkes görüşlerini açıklayabilir ama basını da genel olarak duyarlı olmaya davet ediyorum." dedi.
yazıyordu.

Şunu söylemeliyim ki, çok kızdım, hatta sinirlendim.
Bizden istenen, duyduğumuz herşeye inanmamız, araştırmamamız, bilmememiz, görmememiz...

İnsanlar ne zaman bir gerçekle karşılassa, o gerçeği su yüzüne çıkarmaya çalıssa hemen birileri 'aman be adam sende, buna kadar daha neler var, sen git önce onlarla ilgilen' diyor.

Tamam belki basın abartıyor olabilir, gereksiz sansasyonlar üretiyor olabilir ama ben ve benim gibiler basın değiliz. Birşey duyduk araştırırız, araştırmalıyız da zaten. Herkes böyle yapmalı.

Hergün ele alınması gereken husus sigaraymış.
Zaten şekerin hertürlüsü zarar boşver onu konuşmayalım sigarayı konuşalım.
Zaten hertürlü yağ zararlı, onu da boşver konuşmayalım.
Katkı maddesiz fabrikasyon ürün de olmaz, e onu da konuşmayalım.
Mısırın, soyanın, bezelyenin genetiği değiştirilmiş, olan olmuş zaten dönüşü yok bunu da konuşmayalım.
E ne konuşalım, zaten sigaraya bağımlı olanlar bırakamayacak, ne söylersek söyleyelim, ne kadar sansasyon yaparsak yapalım sigara içildikçe içilecek.
Tamam o zaman sigarayı konuşalım. Nasıl olsa konuşmak birşeyi değiştirmeyecek.

Katkı maddelerini, zararlı yağları, glikoz şurubunu, nişasta bazlı şekeri konuşursak bilinçli insanlar uyanır da sektör zarar görür mazaallah naparız sonra.

Susun susun kimse birşey söylemesin...

15 Şubat 2011 Salı

İLAÇ İKRAMI

Herzaman gittiğimiz hastanede aşı bulunmadığından, küçük oğluma iki aydır zatürre aşısını yaptıramamıştık. Artık adı Aile sağlığı merkezi olarak değiştirilen sağlık ocağına gittik. Hayret verici bir sahneyle karşılaştım. Doktorun odasına birkaç hasta birlikte girdik. Doktor masa başında oturuyor herkese ilaç ikram ediyordu. Nasıl olur diyeceksiniz. Konuşma aynen şöyle gelişiyor.

Doktor- Apran.. yazayımmı sana? Evde var mı?
Hasta- Yok yazın.
Doktor- Eşinin üzerinede yazayım. Evde bulunsun. Sen çok kansız görünüyorsun vitamin de yazayım sana.

Başka bir hasta gelir..
Doktor- Sen çok kansız görünüyorsun vitamin de yazayım sana.

Başka bir hasta gelir..
Doktor- Sen çok kansız görünüyorsun vitamin de yazayım sana.

Sıra bana gelir...
Doktor- Sen çok kansız görünüyorsun vitamin de yazayım sana.

Herkese vitamin ikram eden doktor...
Dahasını yazmak istemiyorum. Kişi başına yazdığı ilaçları duysanız. Senin üstüne, eşinin üstüne, kızının üstüne de yazayım ama kızın bunu kullanmasın 18 yaşın altında kemik erimesi yapıyor...

off offf bu doktorlar...

Başımızdan geçen bir başka olay da şöyle.
Büyük oğlumu, tüm çabalarıma karşı 3gün düşmeyen yüksek ateş sonucu doktora götürdüm. Baktı baktı dedi ki 'boğazı iltihaplanmış'. İçinde antibiyotik de olan 4tane ilaç yazdı.

Boğaz enfeksiyonu olsa ağız kokusu, salya akıtma, yemek yememe, hatta su bile içememe gibi belirtileri olması gerekirdi bunu çok iyi biliyordum çünkü daha önce boğazı iltihaplanmıştı oğlumun.

Ateş dışında hiçbir belirti olmadığı halde, çocuğumu bağırta bağırta zorla birşey görmeye çalışan doktor, boğazı iltihaplanmış deyiverdi.

Düşmeyen ateş, ertesi günde sürüp, oğlumun elleri ayakları morarınca telaşlanıp başka bir doktora gittik. Her iki seferde de acil gittiğimiz için herzamanki doktorumuza gidememiştik. İkinci gittiğimiz doktor da baktı baktı, diğer doktorun söylediklerini anlatmam üzerine, boğaz iltihabı teşhisini doğrulayıp aynı ilaçları kullanmamızı söyledi.

Malesef o gün antibiyotik dahil tüm ilaçları kullanmaya başladık. Ertesi gün uyandığımızda oğlumun vücudu kızarıklarla doluydu. Aynı doktora kontrol hastası olarak yine gittik. Doktor vücudunu gördü ve 6. hastalık olduğunu tüm ilaçları bırakıp sadece zyrtec adında bir alerji ilacını kullanmamızı söyledi.

O an orada neden konuşmadım, neden o doktora peki deyip odasından çıktım hala anlamıyorum. Sersem ettiler sanırım beni.

Dün boğazına bakmıştın sen bu çocuğun, boğazı iltihaplı demiştin, antibiyotik kullan demiştin. Bugün iltihap geçtimi, antibiyotiğe gerek kalmadı mı? Dün de önceki günde ateşli geçen 5 gün boyunca da oğlumun boğazında iltihap yoktu buna adım gibi emindim zaten. Sadece güvenmek istediğim için, inanmıştım her iki doktora da.

Doktor olarak demesi gereken, 'ateş dışında bir belirti yok bekleyelim görelim. 6. hastalık adında bir hastalık var, o olabilir' değilmiydi. İlla ki teşhis mi koymak gerekiyordu. Birşey görmediği halde boğaz iltihabı nasıl diyebiliyordu bir doktor ve diğeride nasıl onaylayabiliyordu.

Yakın zamanda bir arkadaşımın kızı 6. hastalık geçirdi ve doktoru hiçbir ilaç vermeden kendi kendine iyileşeceğini söyledi. En büyük yıkım da benim için bu oldu. İlk çocuğumun 15aylık olana kadar hiç hasta olmaması ve geçirdiği ilk hastalığın bu olması sonucu; sudan çıkmış balığa dönen ben, ne yapacağımı şaşırmış doktorlara sonsuz güvenmiş, tüm olanlara rağmen o alerji şurubunu da kullanmıştım.

İşte doktorlar konusunda manzara bu. İlaç yazmayı marifet sayan kafasını çalıştırmaktan, kendini geliştirmekten aciz, ezberci doktorlar. Mutlaka bu yazdığımdan farklı olanlar da vardır ama benim gözümde büyük bir çoğunluğu böyle.